Córdoba’da Bir Gün: Kurtuba Camii’nden Roma Köprüsü’ne

Cordoba Alcazar burcundan palmiye ağaçları ve Kurtuba Camii manzarası

Córdoba, Endülüs denince akla ilk gelen şehirlerden biri. Çoğu gezginin rotasına dünyanın en etkileyici yapılarından biri olan Kurtuba Camii nedeniyle girse de, Córdoba bundan çok daha fazlasını sunuyor. Portakal ağaçlarıyla çevrili sokakları, Roma döneminden günümüze ulaşan köprüsü, Endülüs bahçe mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Alcázar’ı ve İslam, Hristiyanlık ile Yahudi kültürlerinin iç içe geçtiği tarihi dokusuyla şehir, Endülüs’ün ruhunu en güçlü hissedebileceğiniz yerlerden biri.

Biz de Endülüs yolculuğumuz sırasında Córdoba’da bir gün geçirdik. Kurtuba Camii’nin büyüleyici atmosferini keşfettik, Alcázar’ın masalsı bahçelerinde dolaştık, Guadalquivir Nehri üzerinde gün batımını izledik ve geceleri bambaşka bir havaya bürünen tarihi sokaklarında kaybolduk. Córdoba’ya gelirken beklentimiz büyük ölçüde Kurtuba Camii ile sınırlıydı. Ancak şehir, günün sonunda bize bundan çok daha fazlasını sundu.

Bu yazıda Córdoba’da geçirdiğimiz zamanı adım adım anlatacak; gezdiğimiz tarihi yapıları, meydanları, manzara noktalarını, yeme-içme duraklarını ve seyahat boyunca işimize yarayan pratik bilgileri paylaşacağım.

Eğer Endülüs seyahati planlıyorsanız ve Córdoba’da nereleri görmeniz gerektiğini merak ediyorsanız, gelin birlikte portakal kokulu sokaklarında dolaşarak bu tarihi şehri keşfedelim.

⚡ Cordoba – Hızlı Özet

🕒 Süre: 1 gün
🚶‍♂️ Yürüyüş: 15+ km
💸 Toplam (2 yetişkin + 2 çocuk): ~276 €
👤 Kişi başı: ~69 €

🎟️ Biletler: Kurtuba Camii + Alcázar (47 €)
🚗 Otopark: ~12 €
🍽️ Yeme-içme: ~54 €
🏨 Konaklama: ~146 €
💶 Diğer Harcamalar: ~18 €

🔥 Öne çıkanlar: Kurtuba Camii · Alcázar de los Reyes Cristianos · Roma Köprüsü · Guadalquivir Nehri · Plaza del Triunfo · Puerta del Puente · Plaza de la Corredera · Tarihi Merkez



* Fiyatlar Ocak 2025 tarihindeki harcamalarımıza göre hazırlanmıştır.


🍊 Córdoba’da İlk İzlenimlerimiz

Endülüs turumuzun dördüncü durağı olan Córdoba’ya, bir önceki durağımız Toledo’daki keşiflerimizi tamamladıktan sonra doğru yola çıktık. Sabah saat 10:30 civarında başlayan yolculuğumuz, İspanya’nın karakteristik bozkır manzaraları eşliğinde yaklaşık üç saat sürdü ve saat 13:45 sularında Córdoba’ya ulaştık.

Cordoba sokaklarında yere dökülmüş portakallar ve portakal toplama

Şehre girer girmez bizi karşılayan ilk şey, neredeyse her sokağın ve caddenin portakal ağaçlarıyla çevrili olmasıydı. Seyahatimizi şubat ayının başında gerçekleştirdiğimiz için tam portakal toplama sezonuna denk gelmişiz. Bu nedenle şehir merkezinde sık sık portakal toplayan araçlar ve belediye çalışanlarıyla karşılaştık. Hatta bazı sokaklar bu çalışmalar nedeniyle geçici olarak trafiğe kapatılmıştı. Yol kenarlarındaki ağaçlardan sarkan yüzlerce portakal, Córdoba’ya oldukça farklı ve canlı bir görünüm kazandırıyordu.

Madrid’in serin havasından sonra burada yeniden bahar havasına dönmüş olmak da oldukça keyifliydi. Güneşli sokaklar, portakal kokuları ve hareketli meydanlar daha ilk dakikalardan bizi Endülüs atmosferine döndürdü.

Córdoba; Granada ve Sevilla gibi diğer popüler Endülüs şehirlerine kıyasla daha kompakt ve sakin bir şehir. Ancak bu sakinliğin altında son derece güçlü bir tarih yatıyor. Şehrin kalbi ise hiç şüphesiz Kurtuba Camii’nin etrafında atıyor. Tarihi merkeze yaklaştıkça, caminin asırlık surları ve devasa taş duvarları şehrin siluetine hâkim olmaya başlıyor.

🏨 Konaklama Tercihimiz: Eurostars Conquistador

Córdoba’daki konaklamamız için, Kurtuba Camii’nin hemen yanında bulunan Eurostars Conquistador otelini tercih ettik. Konum olarak daha iyisini bulmak gerçekten zor. Otelden çıktığınız anda kendinizi şehrin en önemli tarihi yapısının önünde buluyorsunuz.

Otele ulaşmaya çalışırken ise küçük bir sürprizle karşılaştık.

🅿️ Córdoba’da Otopark Sorununu Nasıl Çözdük?

Eğer Córdoba’ya araçla geliyorsanız, bilmeniz gereken en önemli konu tarihi merkezin büyük ölçüde araç trafiğine kapalı olması. Kurtuba Camii çevresindeki bölgeye özel izin olmadan giriş yapılamıyor. Biz de navigasyona doğrudan otelin adresini yazınca kendimizi dar sokaklar ve çıkmaz yollar arasında bulduk. Doğru güzergâhı ararken nehrin üzerinden birkaç kez geçmek zorunda kaldık ve yaklaşık yarım saat boyunca merkez çevresinde dolaştık. 🙂

Sonunda durumu tam olarak anlayınca oteli unutup önce bir otopark bulmaya karar verdik. Kısa süre sonra tarihi merkezin hemen dışında bulunan Parking La Ribera otoparkına ulaştık. Hem konumu oldukça iyiydi hem de fiyatları makul seviyelerdeydi. Aracımız Córdoba’da kaldığımız süre boyunca burada park halinde kaldı. Zaten şehrin önemli noktalarının tamamına yürüyerek ulaşabildiğimiz için bir daha kullanmaya ihtiyaç duymadık.

Otelimize yürüyüp giriş işlemlerimizi tamamladıktan sonra kısa bir keşif turu yaptık. Otelin, geleneksel Endülüs evlerinin o meşhur iç avlu (patio) mimarisini andıran avlusu çok şıktı. Odalar da şehrin tarihi dokusuna uyum sağlayan otantik detaylara sahipti.

Cordoba Eurostars Conquistador Otel iç avlusu

Valizlerimizi odamıza bırakır bırakmaz otelde hiç vakit kaybetmeden kendimizi dışarı attık. Yıllardır fotoğraflarına bakıp hayran kaldığımız, videolarını izlediğimiz Kurtuba Camii sadece birkaç adım ötemizde bizi bekliyordu. Heyecanla rotamızı doğrudan Córdoba’nın bu en büyük ve en önemli simgesine çevirdik.


🕌 Córdoba’nın Kalbi: Kurtuba Camii

Kurtuba Camii bugünkü adıyla “Mezquita-Catedral de Córdoba”, yalnızca Córdoba’nın değil, tüm Endülüs’ün ve hatta dünya mimarlık tarihinin en önemli, en nadide eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. İlk olarak 8. yüzyılda Endülüs Emevileri döneminde inşasına başlanan bu devasa yapı, yüzyıllar boyunca her gelen hükümdarın yaptığı eklemelerle genişletilerek dönemin en büyük camilerinden biri haline gelmiş. Günümüzde ise hem cami hem de katedral özelliklerini aynı anda bünyesinde barındıran, dünyada benzeri neredeyse hiç bulunmayan benzersiz bir yapı olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Kurtuba Camii yakınındaki tarihi Cordoba sokağı

Dışarıdan bakıldığında yüksek surları, heybetli kapıları ve sade görünümüyle adeta bir kaleyi andırıyor. Surların ardında sizi karşılayan o meşhur portakal ağaçlarıyla bezeli huzurlu avlusu (Patio de los Naranjos), içeriye girdiğinizde ise ucu bucağı görünmeyen kırmızı-beyaz kemerleri ve adeta bir “sütun ormanını” andıran iç mekânı gerçekten güzel.

Kurtuba Camii ışıklı kırmızı beyaz kemerler görünümü

Biz de Córdoba’daki ilk saatlerimizi bu devasa mabedi keşfetmeye ayırdık. Yıllardır tarih kitaplarında okuduğumuz, belgesellerde izlediğimiz bu sembol mekânla ilgili yüksek beklentimiz nispetinde, içerideki bazı radikal mimari müdahaleleri görünce hafif bir hayal kırıklığı da yaşamadık değil. Tarihi dokunun geçirdiği bu dönüşümleri ve daha birçok ayrıntıyı kaleme aldığım özel bir içerik hazırladım.

🔗 Detaylı Kurtuba Camii Rehberimiz

Yapının Endülüs döneminden kalma köklü tarihini, göz alıcı mihrabını, sonradan tam ortasına inşa edilen katedral bölümünü, bilet alma sürecinin inceliklerini ve içeride bizi en çok etkileyen noktaları adım adım anlattığım devasa, ayrı bir rehber hazırladım.

👉 Kurtuba Camii Gezi Rehberi yazımıza göz atarak ziyaretinizi planlamak için ihtiyacınız olan tüm detaylara ulaşabilirsiniz.


🏰 Alcázar de los Reyes Cristianos

Alcázar de los Reyes Cristianos’a (Hristiyan Kralların Sarayı) gelirken bu kadar etkileyici, bu kadar büyüleyici bir yerle karşılaşacağımızı hiç düşünmüyorduk. Córdoba denildiğinde tüm ilgimiz ve heyecanımız doğal olarak Kurtuba Camii üzerindeydi. Alcázar ise bizim gözümüzde daha çok “hazır yakınına kadar gelmişken görülecek başka bir yer” kategorisindeki bir gezi durağıydı.

İlk girişte de aslında bu ön yargımızı destekler nitelikteydi. Kalın ve soğuk taş duvarlar, küçük avlular ve son derece mütevazı sergi alanlarıyla karşılaştık. Hatta ilk birkaç dakikada, “Demek ki burası bu kadar” diye düşünmeye başlamıştık. Ancak sarayın içerisinde ilerledikçe ve ardından arka bahçelerine açılan o kapıdan dışarı adımımızı attığımız anda, fikrimiz tamamen değişti.

🌿 Endülüs Bahçe Mimarisinin En Zarif Örneği

Bahçelere açılan kapıdan çıkıp karşımızda uzanan o muazzam manzarayı görünce şaşkınlığımızı gizleyemedik. Boylu boyunca uzanan simetrik su kanalları, gökyüzünün yansımalarını taşıyan devasa havuzlar, dalları meyve dolu portakal ve limon ağaçları, göğe uzanan palmiyeler, rengârenk bitkiler, süs çeşmeleri ve kusursuz bir peyzaj düzeni… Burası bir saray bahçesinden ziyade, adeta Binbir Gece Masalları’ndan fırlamış bir film sahnesini andırıyordu.

Cordoba Alcazar bahçelerinde havuz başından görünüm

Alcázar’ın bahçeleri, Endülüs ve Mağrip bahçe kültürünün günümüze ulaşan en kusursuz örneklerinden biri olarak kabul ediliyormuş. Burada özellikle suyun kullanımı insanı hayran bırakıyor. Uzun havuzlar, dar su kanalları ve şırıl şırıl akan küçük çeşmeler bahçeye yalnızca estetik bir güzellik katmıyor; aynı zamanda Córdoba’nın o meşhur sıcak ikliminde doğal bir serinlik ve huzur kaynağı sağlıyor.

Cordoba Alcazar bahçelerinde şekillendirilmiş çam ağacı

Bahçelerde dolaşırken dikkat çeken bölümlerden biri de Paseo de los Reyes (Krallar Yolu). Uzun havuzların ve yeşilliklerin arasında yükselen büyük taş heykeller, Córdoba’nın tarihine yön veren hükümdarları temsil ediyor. Özellikle arkadaki palmiyeler, önlerindeki havuzlar ve heykeller bir araya geldiğinde ortaya oldukça etkileyici bir görüntü çıkıyor.

Cordoba Alcazar bahçelerinde portakal ağacı

Bizim ziyaret ettiğimiz saatlerde ikindi güneşi yavaş yavaş bahçelerin üzerine düşmeye başlamıştı. Bahçelerin son derece bakımlı ve temiz olması da bu masalsı atmosferi sağlıyor. Özenle şekillendirilmiş çam ağaçları ve palmiyeler sayesinde kafanızı nereye çevirseniz, harika bir fotoğraf karesi takılıyordu. Çocuklarla birlikte bu yeşilliğin ortasında yürümek ve vakit geçirmek oldukça keyifliydi. Mandalinalardan da koparıp aşırmış olabiliriz bir miktar 🙂

🏛️ Roma’dan Engizisyon Karargâhına

Burası tek bir döneme ait bir yapı değil; temellerinde ilk olarak Roma ve Vizigot dönemlerinin izlerini barındıran bu stratejik nokta, Endülüs Emevileri döneminde genişletilerek görkemli bir halifelik sarayına (Al-Cazar) dönüşmüş. Reconquista (Yeniden Fetih) döneminde şehrin Hristiyan kralların eline geçmesiyle birlikte ise yapı, Katolik Krallar I. Isabel ve Fernando’nun ana karargâhı haline gelmiş. Hatta dünya tarihinin seyrini değiştiren Kristof Kolomb, Amerika’yı keşfedeceği o meşhur sefer için krallardan ilk onayı ve mali desteği tam olarak bu sarayın duvarları arasında almış.

Sarayın geçmişi sadece ihtişamlı saray hayatından ibaret değil; burası aynı zamanda yüzyıllar boyunca İspanyol Engizisyonu’nun mahkemesi, işkence odası ve hapishanesi olarak kullanılmış karanlık bir karargâh.

🏛️ Serin Avlular Arasında Keşif Yolculuğu

Bahçelerin içerisinde, su sesleri eşliğinde ilerledikçe karşınıza birkaç farklı iç avlu çıkıyor. Özellikle Patio Morisco (Mağribi Avlusu) bizi çok etkiledi. Endülüs Emevileri döneminden kalan o zarif İslam mimarisinin fıskiyeli, su kanallı ve simetrik yapısı, Hristiyan kralların sonradan yaptığı eklemelerle birleşmiş.

Cordoba Alcazar Patio Morisco avlusu

Endülüs mimarisinde avlular (patio) sadece göze hitap etsin diye yapılmamış. Aynı zamanda kavurucu yaz aylarında yaşam alanlarını doğal bir klima gibi serinletmek için akıllıca tasarlanmış mühendislik harikaları. Nitekim şubat ayında olmamıza rağmen, bu avluların içine girdiğimizde dışarıya kıyasla birkaç derece daha serin ve dingin bir hava hissettik. Sakin, sessiz bir havası var.

🏛️ Alcázar Surlarından Córdoba ve Mağrip Silueti

Bahçelerin ve avlularda epey dolaştıktan sonra bu kez kalenin tarihi surlarına ve gözetleme burçlarına doğru tırmandık.

Cordoba Alcazar bahçelerinin yukarıdan görünümü

Yukarıya, surların tepesine ulaştığımızda Córdoba’nın en güzel panoramik manzaralarından biri karşımıza çıktı. Aşağıda; az önce içinde kaybolduğumuz palmiyeler, portakal ağaçları ve Alcázar’ın o kusursuz simetrik bahçeleri uzanıyor. Başımızı biraz yana çevirdiğimizde ise Kurtuba Camii’nin çan kulesi tüm ihtişamıyla gözüküyor.

Surlardan karşı manzarayı seyrederken, kendinizi zamanının müreffeh Endülüs’ünde hissediyorsunuz. Şehrin kırmızı kiremitli çatıları, palmiye ağaçları, asırlık taş surları ve ufka doğru yayılan o mistik tarihi doku, Córdoba’nın neden yüzyıllar boyunca İslam dünyasının en parlak, en önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri olduğunu derinden hissettiriyor. Şehrin siluetinde çok belirgin bir Mağrip atmosferi var.


🌉 Guadalquivir Nehri ve Tarihi Roma Köprüsü

Alcázar’ın bahçelerinde ve surlarında geçirdiğimiz keyifli saatlerin ardından, nehir kıyısı boyunca yürüyerek Córdoba’nın en güzel manzaralarından birine doğru ilerlemeye başladık. Kısa süre sonra kendimizi Plaza del Triunfo bölgesinde bulduk.

🏛️ Plaza del Triunfo ve Puerta del Puente

Plaza del Triunfo (Zafer Meydanı), Córdoba’nın en önemli tarihi yapılarının kesişim noktasında yer alıyor. Kafanızı bir tarafa çevirdiğinizde Kurtuba Camii’nin heybetli surları yükselirken, diğer tarafta ise asırlık Roma Köprüsü ve Guadalquivir Nehri uzanıyor. Stratejik konumu nedeniyle bu bölge, yüzyıllar boyunca şehrin en hareketli kalbi olmuş.

Puerta del Puente anıt kapısı karşıdan görünüm

Meydandaki en dikkat çekici yapılardan biri de hiç şüphesiz Puerta del Puente (Köprü Kapısı) oldu. İlk bakışta klasik bir Roma zafer takını andıran bu görkemli taş kapı, aslında nehrin karşı yakasından ve Roma Köprüsü üzerinden şehre girenlerin karşılaştığı ana giriş kapısı olarak inşa edilmiş. Bugün gördüğümüz anıtsal yapı 16. yüzyılda yeniden tasarlanmış olsa da bulunduğu nokta Roma döneminden bu yana Córdoba’nın en prestijli geçiş kapısı olma özelliğini koruyor. Kapının önünde durup etrafı izlediğinizde; Kurtuba Camii’nin duvarları, Alcázar’ın kuleleri ve tarihi köprü aynı muazzam kadrajda birleşiyor.

🌊 Guadalquivir Nehri: Endülüs’e Hayat Veren Su Yolu

Puerta del Puente’yi arkamızda bırakıp köprüye doğru adım attığımızda bizi tüm ihtişamıyla Guadalquivir Nehri karşıladı. Córdoba’ya gelmeden önce bu kadar geniş ve debili bir nehirle karşılaşacağımızı tahmin etmiyorduk. Haritalarda sıradan bir su yolu gibi görünen nehir, kıyısına ulaştığınızda insanı şaşırtacak bir büyüklüğe sahip.

Guadalquivir, İspanya’nın en önemli ve en büyük nehirlerinden biri. Kaynağını Endülüs’ün doğusundaki Sierra de Cazorla dağlarından alıyor ve yaklaşık 650 kilometrelik uzun bir yolculuğun ardından, bir sonraki duraklarımızdan biri olacak Sevilla üzerinden Atlas Okyanusu’na dökülüyor. Tarih boyunca Córdoba’nın gelişmesinde, ticaret yollarının kurulmasında ve Endülüs’ün bir dünya kültür merkezi haline gelmesinde bu nehir başrolü oynamış. Bugün bile nehrin bölgeye getirdiği o bereketi çıplak gözle görebiliyorsunuz; çevredeki verimli tarım arazileri, uçsuz bucaksız zeytinlikler ve şehre adım atar atmaz bizi karşılayan o portakal bahçeleri can suyunu tamamen bu bereketli nehre borçlu.

🌅 Roma Köprüsü’nde Masalsı Bir Gün Batımı

Nehir kıyısındaki ilk hayranlığımızı atlattıktan sonra, rotamızı Córdoba’nın asıl simgesi olan tarihi Roma Köprüsü’ne (Puente Romano) çevirdik. Yaklaşık 330 metre uzunluğunda olan ve 16 devasa kemerden oluşan bu yaya köprüsü, Guadalquivir Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlıyor. İlk olarak Roma İmparatorluğu (Julius Caesar) döneminde inşa edilen köprü, iki bin yıla yakın bir süredir dimdik ayakta. Zaman içinde farklı medeniyetler tarafından defalarca restore edilmiş olsa da hâlâ o güçlü Roma mühendisliğinin ruhunu taşımaya devam ediyor. Köprünün uzunluğu aslında nehrin büyüklüğünü de gözler önüne seriyor.

Cordoba Roma Köprüsü uzaktan görünüm

Biz köprüye ulaştığımızda güneş yavaş yavaş ufka yaklaşmaya başlamıştı. Altın renkli ışıklar nehrin yüzeyinde yansıyor, tarihi taşlar sıcak tonlara bürünüyordu. Köprünün üzerinde durup çocuklarla birlikte bu manzarayı seyrederken, kendimizi adeta yüzyıllar öncesinin müreffeh Endülüs’ünde, tarihin tam ortasında hissettik. Nehirden esen hafif serin rüzgar, etrafımızdaki tarihi siluet ve gökyüzündeki kızıl ışıklar Córdoba seyahatimizin benim için en büyüleyici anını oluşturdu. O anki oranın o renklerini içimizdeki huzuru halen hissedebiliyorum. Gün batımında köprüde olmanızı tavsiye ederim.


🌙 Córdoba’nın Işıklandırılmış Sokaklarında Akşam Yürüyüşü

Roma Köprüsü üzerinde o büyüleyici gün batımını izledikten sonra, yönümüzü yeniden tarihi merkeze çevirdik. Ancak gündüz gözüyle gördüğümüz Córdoba ile gece lambalarının altında karşımıza çıkan şehir arasında gerçekten belirgin bir fark vardı.

Gündüz saatlerinde beyaz badanalı duvarları, çiçeklerle süslü pencereleri ve sakin atmosferiyle dikkat çeken sokaklar, akşam olunca mağazaların ışıkları ve restoranların hareketliliğiyle bambaşka bir havaya bürünüyor. Dar taş sokaklarda yürürken bir anda küçük meydanlara çıkıyor, ardından tekrar başka bir ara sokağa dalıyorsunuz. Córdoba’nın en keyifli yanlarından biri de bu. Şehrin sokaklarında belirli bir rota takip etmek yerine, kendinizi kaybolmaya bırakınca çok daha güzel köşeler keşfediyorsunuz. Dar sokaklarda dolaşa dolaşa, ara yollar arasında kaybolarak sonunda kendimizi Plaza de la Corredera’da bulduk.

🏛️ Plaza de la Corredera

Plaza de la Corredera, Córdoba’nın mimari açıdan en şaşırtıcı yerlerinden biri. İlk bakışta Endülüs’ten ziyade Madrid’deki ya da İtalya’daki o devasa tarihi meydanları andırıyor. Bunun en büyük nedeni, Endülüs şehirlerinde görmeye alışık olduğumuz o asimetrik, dar yapılı meydanlardan farklı olarak tamamen dikdörtgen planlı tasarlanması ve çevresinin kemerli, nizami yapılarla sarılmış olması.

Plaza de la Corredera meydanı akşam görünümü

17. yüzyılda inşa edilen bu devasa meydan; geçmişte pazar yeri, büyük kutlamalar, boğa güreşleri ve hatta halka açık etkinlikler için kullanılmış. Günümüzde ise alt katları tamamen restoran ve kafelerle çevrili, Córdoba halkının akşamları bir araya gelip vakit geçirmeyi en çok sevdiği canlı bir buluşma noktası haline gelmiş. Bir süre burada oturup hem dinlendik hem meydanı izledik.

🌊 Nehir Kıyısında Akşam Yürüyüşü

Plaza de la Corredera’nın o canlı atmosferinden ayrıldıktan sonra, kendimizi tekrar ara sokaklara bıraktık ve kısa bir yürüyüşün ardından yeniden Guadalquivir Nehri kıyısına ulaştık.

Gündüz gördüğümüz manzara bu kez tamamen değişmişti. Nehir kıyısındaki sönük ışıklandırmalar olsa da nehir neredeyse tamamen karanlığa gömülmüş sadece sesi geliyordu. Nehir kıyısından otelimize doğru ağır adımlarla ilerlerken, hem yorulan çocukları dinlendirmek hem de akşam yemeğini aradan çıkarmak için gözümüze çarpan Taberna La Manuela isimli restoranda durmaya karar verdik.

🍽️ Akşam Yemeği Molası: Taberna La Manuela

İçeride bizi karşılayan geleneksel dekorasyon oldukça hoşumuza gitti. Duvarları süsleyen Endülüs tarzı çiniler, ahşap detaylar ve yerel esintiler mekana çok sıcak bir hava katmıştı. Dışarıdan bakıldığında biraz turistik görünse de içeride oldukça samimi ve otantik bir ortam vardı. Burada İspanya’nın imza lezzetlerinden biri olan deniz ürünlü paellayı denedik, başarılı, lezzetli bir tabaktı. Çocuklar için de menüden pizza sipariş ettik. Yemek kalitesi ve hizmet gayet iyiydi. Fiyatları da iyiydi diyebilirim. Tavsiye ederim.

Taberna La Manuela restoranında servis edilen paella

☕ Kurtuba Camii Etrafında Gece Sessizliği

Keyifli akşam yemeğinin ardından otelimize dönüp çocukları uyuttuktan sonra, günün yorgunluğuna tatlı bir nokta koymak için eşimle birlikte baş başa kısa bir gece yürüyüşüne çıktık.

Kurtuba Camii süslü giriş kapısı akşam görünümü

Rotamız, otelimizin hemen kapı komşusu olan Kurtuba Camii’nin çevresiydi. Gündüz saatlerinde dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin akın ettiği, o hareketli bölge, gece büyüleyici bir sessizliğe bürünmüştü. Caminin asırlık dış surları sarı tonlardaki ışıklarla güzel bir aydınlatmaya sahip. Dış surlarda da bir çok süsleme var. Kapanmak üzere olan kahveciden, kahvelerimizi alıp, bu sessizlikte biraz dolaştıktan sonra otelimize döndük.


👋 Córdoba’ya Veda ve Yeni Rotalara Doğru

Córdoba’daki dolu dolu geçen günümüzün ardından ertesi sabah erken saatlerde uyandık. Bir gün öncesinin yoğun temposuna rağmen şehirde geçirdiğimiz o kısa ama efektif süre boyunca oldukça fazla yer görmüş, Endülüs tarihinin en köklü merkezlerinden birini ailece yakından tanıma fırsatı bulmuş olduk.

Yola çıkmadan önce otelimizde güzel bir kahvaltı yaptık. Bu noktada Eurostars Conquistador’un kahvaltısından ayrıca bahsetmek gerekiyor; çünkü açık büfe hem çeşitlilik hem de kalite açısından beklentilerimizin çok üzerindeydi. Özellikle İspanya’nın o geleneksel kahvaltı lezzetlerinden biri olan, kızarmış ekmek üzerine zeytinyağı ve taze domates sosu sürülerek hazırlanan ekmekler(pan con tomate) bizim damak tadımıza çok uydu ve oldukça hoşumuza gitti. Taze meyveler, peynirler ve zengin diğer seçeneklerle birlikte güne harika bir başlangıç yaptık. Eğer bu otelde konaklamayı planlıyorsanız, rezervasyonunuza kahvaltıyı kesinlikle dahil etmenizi tavsiye ederim.

Cordoba Eurostars Conquistador Otel sabah kahvaltısi

Kahvaltının ardından otelden ayrılıp Parking La Ribera’da bizi bekleyen aracımızı teslim aldık ve Endülüs yolculuğumuza kaldığımız yerden devam etmek üzere yola koyulduk.

Kurtuba Camii’nin o ucu bucağı görünmeyen büyüleyici sütunları, Alcázar’ın masalsı bahçeleri, Guadalquivir Nehri üzerinde izlediğimiz o unutulmaz gün batımı ve loş ışıklar altındaki tarihi sokaklarda yaptığımız akşam yürüyüşü Córdoba’yı Endülüs seyahatimizin özel duraklarından biri haline getirdi. Belki Granada kadar geniş bir alana yayılmıyor ya da bir sonraki durağımız Sevilla kadar aşırı hareketli değil; ancak Córdoba’nın gerçekten kendine has, insanı yormayan çok dingin, sakin bir ruhu var. Yüzyıllar boyunca İslam, Hristiyanlık ve Yahudi kültürlerinin bir arada şekillendirdiği bu şehir, Endülüs’ün o köklü tarihini ve mistik dokusunu en yoğun hissedebileceğiniz yerlerin başında geliyor.

Kurtuba Camii için geldiğimiz Córdoba’dan, beklediğimizden çok daha fazlasını görmüş ve yaşamış olarak ayrıldık.

Artık rotamızı Endülüs’ün kalbi ve başkenti sayılan Sevilla’ya çevirme zamanı gelmişti. Önümüzde yaklaşık bir buçuk saatlik keyifli bir yolculuk vardı ve bizi İspanya’nın en heyecan verici şehirlerinden biri bekliyordu.






Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir