Louvre Müzesi, Paris’e gelen herkesin görmek istediği, Dünyanın en popüler müzelerinden birisi. Muhteşem eserler barındıran, girişindeki piramit ile birlikte ikon olmuş bir yer.

Gezmeye karar verenler içinse gözünü korkutan yerlerden biri. Sebebi basit: inanılmaz büyük. İçeri girince nereden başlayacağını, neyi görmen gerektiğini ve ne kadar sürede gezileceğini kestirmek kolay değil. Çoğu kişi de bu yüzden ya plansız dolaşıp yoruluyor ya da en önemli noktaları kaçırıyor. Biz de gitmeden önce aynı sorularla uğraştık. Ama içeride geçirdiğimiz birkaç saatten sonra şunu net söyleyebilirim: Louvre’u keyifli gezmenin yolu her şeyi görmekten geçmiyor.

Bu yazıda sana müzeyi en verimli şekilde nasıl gezebileceğini, hangi bölümlere öncelik vermen gerektiğini ve içeride seni gerçekten nelerin beklediğini adım adım anlatıyorum. Hazırsanız başlayalım.


ℹ️ Müze Hakkında Pratik Bilgiler

🏛️ Louvre’un Hikâyesi

Louvre Müzesi aslında başından beri bir müze olarak var olan bir yer değil. 12. yüzyılda Paris’i korumak için inşa edilmiş bir kale olarak başlıyor hikâyesi. O dönem şehrin dış sınırında kalan bu yapı, tamamen savunma amaçlı kullanılıyor. Yani bugünkü o ihtişamlı saray görüntüsünden oldukça uzak.

Zamanla Paris büyüdükçe Louvre şehrin içinde kalıyor ve işlevi değişmeye başlıyor. 16. yüzyılda Fransız kralları burayı bir saraya dönüştürüyor. 1. Francis döneminde yapı genişletiliyor ve sanat eserleri toplanmaya başlanıyor. Leonardo da Vinci’nin ünlü eseri Mona Lisa’nın Fransa’ya gelişi de bu döneme denk geliyor.

Sonrasında gelen krallar da Louvre’u büyütmeye devam ediyor. Saray olarak kullanımı çok uzun sürmüyor. 14. Louis Versailles’a taşınınca Louvre yavaş yavaş terk ediliyor. Bir süre sanatçılara atölye olarak veriliyor, yani bugünkü halinden yine oldukça farklı bir kullanımda.

IMG

Asıl kırılma noktası ise Fransız İhtilali. 1793 yılında Louvre ilk kez halka açık bir müze haline geliyor. Kraliyet koleksiyonları artık herkesin görebileceği bir hale geliyor. Yani bugün gezdiğin o devasa koleksiyonun temeli aslında kralların yüzyıllar boyunca biriktirdiği eserler.

Günümüzde Louvre farklı dönemlerin üst üste eklendiği dev bir yapı. İçeride gezerken bir yandan sanat eserlerine bakıyorsun, bir yandan da aslında bir kaleden saraya, oradan müzeye dönüşmüş bir yapının içinde dolaşıyorsun. En son eklenen parçalardan biri de o meşhur cam piramit. 1989 yılında yapılan bu modern giriş, başta çok tartışılmış ama bugün Louvre’un en ikonik sembollerinden biri haline gelmiş durumda.

⏱️ Ne Kadar Süre Ayırmalı?

Louvre Müzesi için net bir süre vermek biraz zor çünkü tamamen nasıl gezmek istediğinize bağlı.

Biz yaklaşık 3 saatte gezdik. Ama bu “koşarak geçtik” gibi bir tempo değildi. İlgimizi çeken eserlerin önünde durduk, zaman ayırdık. Daha az ilgimizi çeken bölümleri ise yavaş bir tempoyla yürüyerek geçtik. Bu şekilde 3 saat, dengeli ve tatmin edici bir süre oldu diyebilirim.

Ama şu önemli: Louvre küçük bir müze değil. Açıkçası, “her şeyi göreyim” kafasıyla girersen bu işin sonu yok.

Eğer eserleri detaylı inceleyeyim, hikâyelerini okuyayım, hiçbir salonu atlamayayım diyorsan 1 gün bile yetmez.

Bu yüzden en mantıklı yaklaşım şu:

👉 Kendine bir süre belirle (2–4 saat ideal)
👉 İlgi alanına göre seçici ol

Louvre’da verimli gezmenin sırrı daha fazla görmek değil, doğru şeyleri görmek.

🎟️ Bilet & Museum Pass

Louvre Müzesi için en önemli konulardan biri bilet işi. İstediğin saat aralığında girebilmek için bileti birkaç hafta önceden almak şart. Yoğun sezonda son gün bilet bulmak neredeyse imkânsız. Louvre Pazartesi günleri kapalı, plan yaparken bunu da mutlaka dikkate alın.

Paris Museum Pass kullanıyorsan giriş ücretsiz oluyor. Ama bu “direkt giriyorum” anlamına gelmiyor. Yine de Louvre’un resmi sitesinden saat seçerek rezervasyon yapman gerekiyor. Yani Pass var diye bu adımı atlama.

Biz ilk giriş saatini, yani 09:00’u seçtik. Mantık basit: kalabalık artmadan içeri girmek. Ama şunu baştan söyleyeyim, bu tek başına yeterli değil. En az 20–25 dakika önce orada olun. Çünkü aynı saat dilimine çok fazla kişi alıyorlar. Müze devasa olduğu için giriş kapasitesi de yüksek, bu da kapıda yine ciddi bir kalabalık oluşturuyor.

IMG

Cam piramidin olduğu ana girişte, saat aralıklarına göre sıraları ayırmışlar. Siz de kendi bilet saatine göre olan kuyruğa giriyorsunuz. Sistem düzenli ama kalabalık olduğu için yine de biraz bekleme oluyor.

🧭 Louvre Nasıl Gezilmeli?

Louvre Müzesi içinde en önemli şey rota. İçeri girince bunu hemen anlıyorsun zaten. Müze 3 ana kanattan oluşuyor. Eğer başta yanlış tarafa girersen, enerjini yanlış yerde harcayıp en önemli bölümlere yorgun ulaşıyorsun.

Girişte cam piramidi karşına aldığında, tam karşıda kalan bölüm Sully, sağ taraf Denon, sol taraf ise Richelieu kanadı.

Biz içeri girer girmez hiç oyalanmadan Denon kanadına yöneldik. Müzenin en popüler ve en çok görmek isteyeceğin eserlerin büyük kısmı burada. Direkt 1. kata çıktık. Mona Lisa başta olmak üzere en merak edilen eserler bu katta yer alıyor. Günün en enerjik anında burayı gezmek önemli.

Denon’un 1. katını gezdikten sonra aynı kanadın zemin katına indik. Yani bir kanadı yarım bırakıp başka yere geçmek yerine bulunduğumuz bölümü tamamlayarak ilerledik. Bu da gereksiz geri dönüşleri engelledi.

Buradan sonra rota Sully kanadına geçiyor. Sully, müzenin daha merkezinde kalan bölüm ve farklı dönemlere ait eserleri barındırıyor. Daha sonra ise en sona Richelieu kanadını bıraktık. Çünkü burası genelde daha sakin ve “ekstra zaman kalırsa” gezilecek bir bölüm gibi düşünülebilir.

Kısaca bizim izlediğimiz sıra şuydu:

Denon (1. kat → zemin kat) → Sully (zemin kat) → Richelieu (zemin + 1. kat)

Bu sıralamayı başta bir kenara not almak gerçekten işe yarıyor. Louvre’da plansız gezmek demek, sürekli aynı yerlerden geçmek ve zaman kaybetmek demek.

Yazının devamında bu kanatların içinde neler gördüğümüzü ve hangi eserlerin gerçekten öne çıktığını tek tek anlatacağım.


🎨 Denon Kanadı: En Popüler Eserler

Denon kanadına girdikten sonra tabelaları takip ederek direkt yukarı çıktık. Zaten içeride yönlendirmeler oldukça net. Özellikle “Mona Lisa” tabelalarını takip edersen doğru yere gidiyorsun.ilk durağımız:

🖼️ Mona Lisa

Buraya yaklaşırken kalabalık zaten seni doğru yöne çekiyor. Koridorlar dolu, herkes aynı hedefe gidiyor. O yüzden kaybolma ihtimali yok, ama rahat gezme ihtimali de pek yok açıkçası.

Tablonun bulunduğu salona girdiğinde ilk fark ettiğin şey güvenlik ve mesafe oluyor. Eser oldukça uzakta ve önünde sürekli bir insan kalabalığı var. Hani o internette gördüğün “karşısında durup uzun uzun izleme” sahnesi pek gerçekçi değil.

Ama buna rağmen ilginç bir şekilde hayal kırıklığı da yaratmıyor. Çünkü zaten neyle karşılaşacağını biliyorsun. Küçük olacağını, kalabalık olacağını, uzaktan bakacağını… Bunların hepsi daha gelmeden zihninde oluşmuş oluyor. O yüzden aslında şaşırtmıyor. Aksine garip bir tanıdıklık hissi var. Sanki ilk kez görmüyorsun da, uzun zamandır bildiğin bir şeyi yeniden görüyormuşsun gibi. Yıllardır kitaplarda, internette, belgesellerde karşına çıkan o yüzle bu sefer gerçekten karşı karşıyasın.

IMG

Biz gittiğimizde erken bir saat olduğu için bir süre izleyebildik, henüz tam dolmamıştı. Daha sonra tam arkamızı döndük. Orada da şu tablo bizi karşıladı:

🍷 The Wedding at Cana

İlk bakışta ölçeğiyle büyülüyor. Mona Lisa’nın o küçük ve korunaklı halinden sonra, bir anda kocaman, duvarı tamamen kaplayan bir sahneyle karşı karşıya kalıyorsun. Aradaki kontrast çarpıcı.

Kalabalık bir masa, onlarca figür, her biri farklı bir şeyle meşgul.

IMG

Aslında bu bir düğün sahnesiymiş. Ama klasik bir düğün değil. Herkesin ayrı bir hikâyesi var. Kimisi konuşuyor, kimisi izliyor, kimisi tamamen başka bir dünyada. O kalabalığın içinde gözün sürekli yeni bir detay yakalıyor.

Cana’nın Düğünü’nün olduğu salondan çıktıktan sonra koridorda ilerlemeye devam ettik.

Elinde Fransız bayrağıyla öne doğru yürüyen bir kadın figürü. Etrafında kalabalık, arkada kaos… Daha önce mutlaka bir yerde görmüşsündür.

🇫🇷 Liberty Leading the People

Figürlerin yüz ifadeleri, duruşları ve sahnenin genel havası direkt bir çatışmayı hissettiriyor.

Ortadaki kadın figürü ise farklı. Ne tamamen gerçek bir karakter gibi, ne de tamamen sembolik. Ama sahnenin merkezinde olduğu çok net. Herkes onun peşinden gidiyor. Tabloyu biraz izleyince aslında bunun bir özgürlük anlatısı olduğunu fark ediyorsunuz. Ama öyle sakin, romantik bir özgürlük değil. Daha sert, daha kaotik ve daha gerçek bir versiyonu.

IMG

Bu tablodan sonra koridorda ilerlemeye devam ettiğinde bu sefer bambaşka bir sahneyle karşılaşıyorsun. Karşında devasa bir tablo:

👑 The Coronation of Napoleon

İlk etkisi boyutu. Fotoğraflardan gördüğün hiçbir şey seni buna hazırlamıyor. Duvarı tamamen kaplayan, neredeyse bir sahnenin içine giriyormuşsun hissi veren bir eser.

Sahne oldukça kalabalık ama bu sefer bir düzensizlik yok. Her şey planlı, herkes yerli yerinde. Ortada Napolyon, taç giyme anında. Ama ilginç olan detay şu: tacı kendi başına koyuyor. Yani klasik bir “kilise tarafından taçlandırılma” sahnesi değil, gücünü kendi ilan ettiği bir an.

IMG

Etrafındaki herkesin duruşu da bunu destekliyor. Figürler adeta bir koreografi içindeymiş gibi yerleştirilmiş. Kim nereye bakıyor, kim nerede duruyor… hiçbir şey rastgele değil.

Denon’un 1. katı genel olarak oldukça yoğun ve farklı tarzların iç içe geçtiği bir bölüm. Koridorlarda ilerledikçe sürekli büyük ölçekli tablolarla karşılaşıyorsun. Çoğu eser oldukça dramatik sahneler içeriyor. Savaşlar, mitolojik anlatılar, dini sahneler.

Bir de bu katta ayrı bir koridor daha var. Daha çok Hristiyanlık anlatıları üzerine yoğunlaşan bir bölüm. İncil’den sahneler, dini figürler ve klasik kompozisyonlar ağırlıkta. Biz bu kısmı pas geçtik. Çünkü bu tarz eserler genelde daha benzer bir yapıya sahip oluyor ve eğer konuya özel bir ilgin yoksa bir süre sonra birbirine benzemeye başlıyor. Zamanı daha verimli kullanmak için enerjimizi diğer bölümlere ayırmayı tercih ettik.

Bu kattan aşağı inmeye başladığında müzenin en ikonik anlarından birine doğru ilerliyorsun. Merdivenlerden inerken tam karşında, yukarıdan bakınca yavaş yavaş ortaya çıkan bir heykel beliriyor. Birkaç adım daha attıkça tüm ihtişamıyla karşına çıkıyor.

🪽 Winged Victory of Samothrace

Merdivenin tepesinde, rüzgârın ortasında yakalanmış gibi duran bir figür. Kafası yok, kolları yok… ama buna rağmen inanılmaz güçlü bir etkisi var.

Heykel MÖ 2. yüzyıla ait ve bir zafer anını temsil ediyor. Bir geminin pruvasına yerleştirilmiş şekilde tasarlanmış. Yani aslında sadece bir heykel değil, bir sahnenin parçası. Bu yüzden o ileri doğru atılma hissi çok net.

En etkileyici tarafı ise hareket duygusu. Taş bir heykel olmasına rağmen sabit durmuyor gibi. Elbiselerin rüzgârla vücuda yapışması, kanatların açısı, duruşu… hepsi bir anın içinde donmuş ama hâlâ hareket ediyormuş hissi veriyor.

IMG

Benim Louvre’daki en beğendiğim, en etkileyici eser bu. Yukarıdaki resminden anlaşılması mümkün değil. Mona Lisa’yı görmek bir deneyim ama Nike heykelini görmek gerçekten farklı bir olay.

IMG

Nike heykelini gördükten sonra merdivenlerden aşağı inmeye devam ettiğinde bu sefer Denon kanadının zemin katına ulaşıyorsun.

🏛️ Denon Kanadı– Zemin Kat

Burası daha açık ve ferah bir alan. Koridorlarda ve salonlarda farklı dönemlere ait mermer heykeller sergileniyor.

Bu bölümün en dikkat çeken eserlerinden biri de Venus de Milo. Louvre’un en ünlü eserlerinden biri olan bu heykel, Yunan mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’i tasvir ediyor.

Bunun dışında zemin katta çok sayıda heykel ve antik dönem eseri bulunuyor.

Eğer heykellere özel bir ilgin yoksa bu bölümü çok detaylı gezmek şart değil. Zaten üst katta gördüğün o yoğun ve etkileyici tabloların ardından burası biraz daha bir geçiş bölgesi gibi kalıyor.


🐫 Sully Kanadı: Antik Mısır’ın İzleri

Louvre Müzesi içinde Sully kanadı genel olarak Antik Mısır eserlerine ayrılmış bir bölüm.

Burada sergilenen parçaların büyük kısmı MÖ 3000’lere kadar uzanan bir döneme ait. Yani gördüğün eserler yaklaşık 4–5 bin yıl öncesinden geliyor. Heykeller, lahitler, kabartmalar ve günlük hayatta kullanılan objeler oldukça geniş bir koleksiyon oluşturuyor.

IMG

Peki bu kadar eser Paris’e nasıl gelmiş? Bunun büyük kısmı 19. yüzyılda, Napoleon’un Mısır Seferinden sonra başlıyor. Mısır seferiyle birlikte bölgeye giden bilim insanları ve araştırmacılar birçok eseri incelemeye ve Avrupa’ya taşımaya başlıyor. Sonrasında yapılan kazılar ve anlaşmalarla Louvre’un Mısır koleksiyonu giderek büyüyor. Bugün burası dünyanın en büyük Antik Mısır koleksiyonlarından biri haline gelmiş durumdaymış.

🗿 Great Sphinx of Tanis

Sully kanadında en dikkat çeken parçalardan biri bu granit sfenks heykeli.

İlk bakışta zaten boyutuyla fark ediliyor. Tek parça granitten yapılmış ve oldukça iyi korunmuş. Yaklaştıkça detaylar daha net ortaya çıkıyor. Yüz hatları, pençeler ve gövde yapısı hâlâ çok belirgin.

IMG

Burada dikkat çeken şeylerden biri, birçok Mısır eserinin granitten yapılmış olması. Bunun sebebi aslında oldukça basit: dayanıklılık.

Antik Mısır’da yapılan heykellerin ve yapıların büyük kısmı kalıcı olması için tasarlanıyormuş. Mezarlar ve tapınaklar için yapılan eserlerde “sonsuzluk” fikri çok önemli. Bu yüzden kolay aşınmayan, sert ve sağlam taşlar tercih ediliyormuş.

Granit de bu iş için en uygun malzemelerden biri. Hem çok sert hem de zamanla kolay bozulmuyor. Bu yüzden firavun heykelleri, sfenksler ve önemli yapılar genelde granitten yapılmış.

Sfenks figürü Antik Mısır’da genelde güç ve koruyuculuğu temsil ediyor. İnsan başı ve aslan gövdesinin birleşimi, hem zekâyı hem de fiziksel gücü simgeliyor. Bu yüzden genelde tapınak girişlerinde ya da önemli alanlarda kullanılmış.

Buradaki heykel de yaklaşık 3.000 yıl öncesine aitmiş. Aynı bölümde buna benzer birçok heykel ve obje de var. Farklı boyutlarda figürler, lahitler ve kabartmalarla oldukça yoğun bir alan oluşturulmuş.

🏺 Hiyeroglifli Duvar Odaları

Sully kanadında bazı ilginç yerler var. Duvarlar tamamen taş bloklardan oluşuyor ve üzerleri baştan sona hiyerogliflerle kaplı.

Bunlar sonradan yapılmış dekorlar değil. Gerçekten Antik Mısır’dan getirilen mezar odası ya da tapınak duvarlarının parçaları. 19. yüzyılda yapılan kazılar sırasında bu taş bloklar tek tek sökülüp Avrupa’ya taşınıyor. Sonrasında Louvre içinde tekrar bir araya getirilerek bu odalar oluşturulmuş. Yani aslında bir tabloya ya da objeye bakmıyorsun. Direkt bir mekânın içindesin.

⚰️ Mumya ve Lahitler

Sully kanadında dikkat çeken bir diğer bölüm de mumyalar ve lahitlerin sergilendiği alanlar.

Burada gerçekten korunmuş bir mumya görmek mümkün. Cam bir vitrinin içinde, binlerce yıl öncesinden kalmış bir insanla karşı karşıya geliyorsun. Etrafında ise farklı dönemlere ait çok sayıda lahit var. Bazıları oldukça sade, bazıları ise tamamen figürler ve hiyerogliflerle kaplı. Özellikle renkli olanlar dikkat çekiyor.

IMG

Sully kanadı bu şekilde benzer eserlerle devam ediyor. Antik Mısır’a ilginiz varsa burada daha fazla vakit geçirebilirsiniz. Özellikle Kahire’yi görmemişseniz, bu bölüm oldukça tatmin edici.

IMG

Ama ilginiz yoksa bir noktadan sonra eserler birbirine benzemeye başlıyor. Bu yüzden burayı hızlı geçmek ya da tamamen atlamak da gayet mantıklı. Tamamen size ve Mısır eserlerine ilginize kalmış.


🏛️ Richelieu Kanadı: Son Bölüm

Richelieu kanadına geçmek için tekrar ana alana, cam piramidin altındaki merkezi bölüme dönmeniz gerekiyor. Diğer kanatlarda olduğu gibi her noktadan direkt bağlantı yok. Yönlendirmeleri takip ederek merkeze çıkıp oradan Richelieu tarafına geçiyorsun.

Bu bölüm Denon ve Sully’den biraz farklı. Daha az kalabalık, daha sakin. Eserler de farklı; Avrupa sanatı, dekoratif parçalar ve Mezopotamya’ya ait koleksiyonlar bir arada. Bu kanat genel olarak aşağıdaki bölümlerden oluşuyor.

🏺 Taureau Androcéphale

Bu bölümde ilk dikkat çeken şey eserlerin boyutlar. Asur dönemine ait bu devasa heykeller saray girişlerini korumak için yapılmış. İnsan başı, boğa gövdesi ve kanatlı yapısıyla hem gücü hem de koruyuculuğu temsil ediyor.

IMG

Yüz hatları, kanatların işçiliği ve genel form oldukça iyi korunmuş.

🗿 Yunan Heykel Galerileri

Beyaz mermerden yapılmış klasik dönem heykelleri. Figürlerin duruşu, oranları, yüz ifadeleri… Her şey çok düşünülmüş.

IMG

Denon kanadındaki Nike heykelini gördükten sonra buraya gelmek ilginç bir karşılaştırma sunuyor. Nike’daki o dinamizm ve hareket hissi burada yerini çok daha durağan, çok daha kontrollü bir estetiğe bırakıyor. İkisi de Yunan ama bambaşka bir ruh taşıyor.

⚔️ Orta Çağ Heykelleri ve Şövalye Mezarı

Bu bölümde öne çıkan parça, bir şövalyenin naaşını taşıyan keşiş figürlerinden oluşan heykel grubu. Şövalye yukarıda, onu taşıyan figürler aşağıda.

IMG

Bu tarz heykeller sadece estetik için değil, bir anma ve saygı göstergesi olarak yapılmış. Yani önünde durduğunda sadece bir sanat eserine değil, birinin anısına bakıyorsun. Bu fark hissediliyor. Bu bölümdeki diğer eserler daha çok o dönem soyluların yaptırdığı inanılmaz detaylı heykeller.

👑 III. Napoleon Daireleri

Bir anda müze geziyormuş hissinden çıkıp doğrudan bir sarayın içine giriyorsunuz. Tavan süslemeleri, devasa avizeler, altın detaylar… Her şey oldukça gösterişli. Versailles’ı gezdiysen tanıdık bir his veriyor ama daha küçük ölçekte ve çok daha erişilebilir.

IMG

Bu odalar 19. yüzyılda III. Napolyon döneminde saray yaşamının nasıl olduğunu gösteriyor. Yani burada sanat eserlerinden çok, doğrudan bir yaşam tarzını görüyorsun. Louvre’un içinde bu kadar farklı bir atmosferle karşılaşmak beklenmedik.


🚪 Çıkış ve Ters Piramit

Richelieu kanadını da tamamladıktan sonra başladığımız yere geri döndük. Biz çıkışı alt kısımdan yaptık. Bu noktada karşına camdan yapılmış ters bir piramit çıkıyor.

👉 La Pyramide Inversée

La Pyramide Inversée, yukarıdaki büyük cam piramidin yer altındaki yansıması gibi. Tavandan aşağı doğru sarkan bu yapı ilk görüşte oldukça dikkat çekiyor. Hem mimari olarak ilginç hem de o an için güzel bir kapanış noktası oluyor.

IMG

Bu bölüm aynı zamanda giriş olarak da kullanılabiliyor. Ama biz gittiğimizde burada ciddi bir sıra vardı. O yüzden giriş için ana piramit genelde daha mantıklı oluyor.

Buradan çıktıktan sonra direkt küçük bir alışveriş ve yeme içme alanına ulaşıyorsun. Hızlı atıştırmalık yerleri, hediyelik eşya mağazaları bulunuyor. Kısa bir mola vermek için ideal bir nokta.


 🏁 Genel Yorum

Louvre Müzesi, dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden biri. Paris’te sınırlı zamanınız olsa bile burayı gezi planınıza eklemeye kesinlikle değer. İçeri girdiğinizde ilk başta biraz karmaşık ve yorucu gelebilir. Ancak rotanızı doğru kurup seçici davrandığınızda, bu devasa müze çok daha akıcı ve keyifli bir deneyime dönüşüyor.

Bizim için en doğru yaklaşım, en merak ettiğimiz eserlerden başlayıp kalan bölümleri enerjimize göre gezmek oldu. Bu sayede hem görmek istediklerimizi kaçırmadık hem de gereksiz yere yorulmadık.

Keşfetmeye Devam Et

Paris’te 4 Gün — Louvre’un da yer aldığı Paris rotamızı; müzeler, mahalleler, simge yapılar ve şehirde yaşadığımız deneyimlerle birlikte adım adım keşfedin.